22 Ocak 2013 Salı

keşf-i diyar



ülkeler keşfetmek isteyen insanlar gibi, insanlarım var keşfedilmeyi bekleyen. ve sen çok önceden keşfedilmiş ve yıkılmış şehirler gibisin. baktıkça insanın içini acıtan ve uzaklaşma isteği uyandıran.

şehri kilitleyip çıkıyorum şimdi ve bu şehrin paspası yok anahtar koymaya. kapıda kalan anahtarsız değil, anahtarını bırakamayan biriyim şimdi.

silemediğin anıların benim silmeme engel değil. ve vazgeçemediğin her şey benim vazgeçmeme sebep. seni sana bırakıyorum, kendimi bulmak için. kendimden bir ben oluşturmak için. sen bana yabancısın artık, soğuksun bana yatak kadar ve uzaksın bana adlarını bilmediğim insanlar kadar.

simanı hatırlamam için geçen tüm sürede nefretin kollarında buluyorum kendimi. nefret yaklaşıyor sevgi yerine, dokunuyor tüm bedenime tüm hücremi doldurma isteğiyle.

sen ki diğer bedenlerin koynunda beslenirken yılan misali, bu sefer yılan yılana sokuluyor ve hiç şaşırmıyor. sonradan koynunda beslediğinin hesabını sormuyor sebepsizce. biliyor beslediğinin kendi soyundan olduğunu ve bir kez daha kendine akıtıyor zehrini boşa kaybetmemecesine.

acıt tenini, sokul başka bedenlere. zehri akıt kendine, ona, buna. zevkse zevk, acıysa acı. baktığında aynı hepsinin tadı.

şehir yıkılıyor, şehir kan revan içinde.. şehrin altında kalsan üstünü sor, üstündeysen altı. ve bu şehri kurarken aldığın ahtı. şehir gözünün önünden, dilinin ucundan, parmaklarından ve avuçlarından;

KAYIP GİDİYOR.

şimdi şehre yağmur , camdan bakanın gözlerine yaş yağıyor. seller doluyor yanaklarına kızın ve şehri terk ederken gözü arkada kalmıyor. aklı uçup gidiyor keşf-i diyara. aklı olsaydı zaten şehri kurar mıydı hiç bu diyara?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder